TEREKEME KARAPAPAK TÜRKLERİ

KARAPAPAKLAR Kıpçak Türklerinin bir alt uruğu olan Karapapakların tarihi, yaşadıkları Kafkasya, Doğu Anadolu ve İran coğrafyasının tarihi ile çok ilgilidir. Bu bölgelerde yaşanan her gelişmede etken rol üstlenmişlerdir. Bu nedenle Karapapakları tanımak, onların başına gelenleri bilmek, Türk tarihini daha iyi anlayıp, günümüzdeki bölgesel meseleleri daha iyi yorumlamak bakımından büyük önem arz etmektedir. Kafkasya ve çevresinin muhtelif milletler tarafından defalarca işgal edilmesi, çeşitli siyasî taksimatlara tabi tutulması, Kafkas halklarının sık sık ülkeler aşırı göçe maruz bırakılması Karapapakları çok etkilemiştir. Onların iyi savaşçı olmaları hem Osmanlı, Safevî ve Kaçar Türk yöneticileri hatta Ruslar gibi hâkim unsurlar tarafından kıymetli görülüp zaman zaman istismara vardırılarak kullanılmış (çeşitli milletlere, hatta Türk devlet ve topluluklarına karşı savaştırılmışlardır), hem de bazı dönemlerde tehlikeli görülerek uzaklaştırılmalarına ve sürgün edilmelerine sebep olmuştur. Bu sebepledir ki, Karapapaklar çeşitli bölgelere dağılmış halde yaşamaktadırlar. Muhtelif dönemlerde Azerbaycan, Gürcistan ve İran Türk devlet veya hanedanları yanında büyük güç odakları olmakla birlikte kendilerine has ‚Kazak- Şemşeddin Hanlığı‛, ‚Borçalı Sultanlığı‛ gibi hanlık ve sultanlık da kurmuş olan Karapapaklar, günümüzde topluluk hâlinde Gürcistan’ın Borçalı, Azerbaycan’ın Kazak- Şemşeddin, İran'ın Sulduz, Türkiye'nin KarsArdahan-Iğdır, Kazakistan'ın Güney Kazakistan Eyaleti olmak üzere beş ülkede yerleşiktirler.
Uzun süreli bir çalışmanın neticesinde, Karapapaklar hakkındaki bilinen ana ve tali kaynakların yanı sıra, Rusya, Gürcistan, Kazakistan ve İran'da yayımlanmış ve bugüne kadar pek ulaşılamayan kaynaklar toplanmıştır. Ayrıca İran'da bulunan bir elyazması esere de ulaşılmıştır. Bu yazıda, mevzusu aynı olan fakat ayrı ayrı yerlerde bulunan kaynakların bir araya getirilerek, incelenmesiyle ve değerlendirilmesiyle Karapapak Türkleri’nin tarihi ve kendilerine has özellikleri hakkında ulaşılan önemli sonuçlar ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler: Karapapak Türkleri, Karapapaklar, Terekemeler, Borçalı, Sulduz.
Türkler, kendi adı ile anılan Türkeli'nde dünya sahnesine çıkmış, tarihî süreç içerisinde siyasî, sosyal ve coğrafî etkilerle ulu bir çınar gibi her yöne dal budak salmıştır. Çeşitli boyları gelişmiş, bu boyların çeşitli oba, oymak ve urukları oluşmuştur. Zamanın el verdiği ve ferasetli liderlerin başta bulunduğu dönemlerde bu obalar, oymaklar, uruklar, boylar bir araya gelerek büyük Türk devletleri meydana getirmiştir. Bazen de ya zamanın el vermediğinden ya da dirayetsiz han ve hakanların başta olmasından, Türk devletlerini meydana getiren boylar, uruklar çözülmüş, dağılmış, birbirine yabancılaşmış, hatta birbirleriyle çatışır, didişir duruma düşmüşlerdir. Türk milletini var eden bu yapı taşları iyi bilinip tanınmazsa bunların birbirleriyle kenetlenmesi, birliktelik oluşturması zor olur. Hâl böyle olunca Türk milletini millet yapan bu unsurlar çok iyi bilinmelidir. Başka bir ifade ile Türk soyunun birer dilimi olan Türk kavim, kabile ve oymaklarının dününü ve bugününü araştırmak, onların varlığını ve izlerini tespit etmeye çalışmak, onları ön plâna çıkarmak veya tefrik etmek değil, aksine bu dilim ve parçaların aslî unsurla olan bağlarını ve köken ortaklığını ortaya koyarak, günümüzde olmasa bile gelecekte aynı ana adın altında toplanmalarına çalışmaktır. Bu tür çalışmaların bir önemli faydası da Arat’ın (1997: 285) dediği gibi ayrı kavimlerin tarih sahnesinde bırakmış oldukları izlerin araştırılması, kavimlerden ziyade, Türk milletinin iç bünyesindeki gelişmeleri anlamak bakımından önemli ve gereklidir. Karapapaklar konusunda, Azerbaycan’da Velili-Baharlı, Gürcistan’da Valeh Hacılar, Fahri Valehoğlu; İran’da Çar Rusyasının son Urmiye konsolosu Viladimir Minorsky, İsa Yegâne, Yusuf Kahramanpur, Ali Halhalî, Muhammed Komicanî;
Türkiye’de Zeki Velidi Togan, Faruk Sümer, Ahmet Caferoğlu, Mirza Bala, Fahrettin Kırzıoğlu, Salih Yılmaz gibi Türkologlar önemli çalışmalar yapmışlar, bu çalışmalarda çok önemli bilgiler verip, önemli tespitler de bulunmuşlardır. Ancak bu çalışmalarda bazı kaynakların henüz görülmediği, özellikle Gürcistan ve Azerbaycan'da yayımlanan veya bulunan bazı kaynaklara ulaşılamadığı anlaşılmıştır. 1987 yılından beridir yaptığımız alan araştırmalarında Gürcistan'da Valeh Hacılar, Fahri Valehoğlu; Kazakistan'da Kasanov, Piriyev ve Türkî tarafından Rusya, Gürcistan ve Kazakistan arşiv belgelerinden faydalanarak Karapapaklarla ilgili önemli makaleler yazıldığı; İran’da Ali Halhalî ve İsa Yegâne tarafından ‚Hurûb’ül Hesen/ Hasan Han’ın Muharebeleri‛1 adlı el yazma bir eserin bulunduğu; Ali Halhalî, İsa Yegâne, Yusuf Kahramanpur ve Muhammed Komicanî'nin, önemli makale ve kitaplar yayımladıkları tespit edilmiştir. Bütün bu kaynaklar göz önüne alınarak fıtraten zeki, cesur, çalışkan, kendilerinden emin ve iyi savaşçı olan Karapapak Türkleri2 değerlendirilmiştir. 
1. Karapapak Türkleri
Genel kabule göre Karapapaklar, siyah kuzu derisinden papak/kalpak giydikleri için bu ad ile anılmışlardır (Halhalî 1382: 2; Yegane 1369: 72). 3
‚Karakalpak‛, ‚Karapapak‛ veya ‚Karabörklü‛ isimleri aynı anlama gelmektedir (Bala 1977: 330). Karapapakların bir kısmına ‚Terekeme‛ de denilmektedir. Terekeme kelimesi yapı olarak ‚Türkmen‛ sözünün Arapça çoğul şekli olan ‚Terâkime‛nin halk ağzıyla söyleniş biçimidir. ‚Türkmen‛ kelimesi ise Türkmenbaşı’nın yazdığı gibi ‚Türk‛ ve ‚iman‛ sözlerinin birleşmesinden meydana gelmiştir (Türkmenbaşı 2001: 79). Türkler, Müslüman olmaya başlayınca, Müslüman olan Türkleri, Müslüman olmayanlardan ayırt etmek için ‚Müslüman Türk‛ anlamına gelen ‚Türkman/Türkmen‛ sözü kullanılmıştır (Kasanov vd. 2007: 74). Terekeme sözünün terim anlamı ise, genellikle göçebe hâlinde kara çadırlarda yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan Borçalı/Kazak/Ahılkelek Karapapak köylülerine verilen addır.4 Bu ad, Azerbaycan ve Kars’ta yerleşik Karapapaklar için kullanıldığı gibi başka Türk tayfaları için de kullanılmaktadır. Ancak son yüzyıllarda Ermeni, Gürcü, Rus, İran ve Osmanlı siyasî ve askerî yazılı kaynaklarında Kafkasya ve Doğu Anadolu’daki Karapapaklar için tamamen ‚Karapapak‛ adı kullanılmıştır.5
Karapapakların mensup olduğu Türk boyu Kıpçaklar, Kafkasya’nın Daryal ve Derbend geçitlerinden aşarak Kafkaslara inmişlerdir. Daryal’dan geçen Kıpçaklar, Kazak, Borçalı, Sıgrak ve Zagatala bölgelerine; Derbend’den geçenler ise Azerbaycan’ın orta bölgelerine yerleşmişlerdir. Azerbaycan’ın Kazak şehrinin Karapapak köyü (ACE 1979: 64) ile Gökçay’ın Karabörklü köyünün bu tayfalar tarafından kurulduğu kabul edilir. Karapapakların en kadim yurtlarından biri olan Gürcistan’daki ‚Borçalı‛ bölgesi ile Kıpçak tayfalarından ‚Burç oğlu/Borçoğlu‛ tayfasının adındaki benzerlik de tesadüfî olmasa gerek (Bala 1977: 330; ACE 1979: 64). Togan, Kıpçaklardan 16 kadar büyük uruğun bulunduğunu ve bunlardan birinin Kara Börklü adını taşıdığını, ayrıca Borçoğlu veya Borocoğlu diye bahsi geçen Türklerin bu bölgeye adlarını veren ‚Borçalılar‛ olduğunu bildirir (Togan 1981: 163, 172). Ermeni müelliflerden Abbas Katina ve ondan naklen Musa Horen de 197-216 yıllarında Borçalı Türklerinin Dağıstan’da oturduklarını daha sonra aşağılara indiklerini bildirir (Togan 1979: 98). Karapapaklar, zamanla bugünkü İran coğrafyasının içlerine yayılırlar. Hatta Zagros yaylalarında yaşayan Kaşkaylar arasında bulunan ve bir kısmı Moğollarla birlikte Doğu Avrupa seferine giden ‚Külah-ı siyah‛ adlı tayfa ile Güney Azerbaycan’ın Meşkin çevresindeki ‚Gön Papaklar‛ ve Fars eyaletinde Baharlu Türkleri arasında yaşayan ‚Külah-ı pustî‛lerin de Borçoğlu/Karapapak Türkleri olduğu ileri sürülmektedir (Bala 1977: 330; Togan 1981: 172). Diğer yandan Karakalpakistan’daki Peçenek boyundan ‚Karakalpaklar‛ ile Kıpçak boyundan ‚Karapapaklar‛, Reşid Rahmeti Arat’ın (1997: 285) ifadesiyle ‚iki kardeş urukturlar‛.
Karapapaklar konusunda önemli araştırmalar yapan Kırzıoğlu, (1972: 1 vd.) şu tespitleri yapar: ‚Yukarı Kür boylarındaki Karapapak adlı çoğu Sünnî-Hanefî, azı Mürüt (Mürid, yarı Şaman Müslüman) ve Şiî mezhebinde olan Türkler, başlıca: Borçalı ve Kazak/Kazakh adlı iki kola ayrılırlar ve Kıpçak/Kuman-Khazar uruğundan sayılırlar. Ekinciliğe ve yerleşik yaşayışa yeni yeni alışan bu çok yiğit atlı göçebe ‘ulus’un, II. yüzyıl sonlarında Kafkasların kuzeyinden Borçalı-Kazak çayları bölgesine gelip yerleşmeleri ve adlarını bu sulara vermeleri, 1064’te Selçuklu Alp-Arslan’ın huzurunda toptan İslâm dinine girmeleri; yaylakçı-kışlakçı yaşayışları, Türkistan’daki Karakalpak-Kazak ağzı ile konuşmaları ve pek zengin halkiyatı son derece mühimdir.‛
Kür Nehri’nin güneyinde Gence ile Ahılkelek (Cava{/Cava{ét) arasında bulunan bu ikiz boydan Kazaklar, Kazak Çayı boyunda, Borçalılar ise Borçalı Çayı boylarında yerleşirler ve buralara adlarını verirler. Kazaklar, Gence merkezli Şeddadoğulları (951-1088) çağında ve Selçuklu akınları sırasında Müslüman olurlar. 1048 yılında Pasin (Kaputru/Hasankale) Savaşı’nda Ortodoks-Hıristiyan Bizans ve müttefiki Apkaz-Kartel ordularına karşı Müslüman Selçuklu ordusuyla birlikte savaşırlar. Borçalılar ise merkezi Loru olan Hıristiyan (Gregoryen) Taşır Bagratlıları’nın ülkesinde oldukları için Sultan Alp Arslan’ın gelişine kadar Hıristiyan kalırlar. 1064 yılında Sultan Alp Arslan buraları fethedince Borçalılar toplu hâlde Sultan Alp Arslan’ın huzuruna gelerek Müslüman olurlar (Kırzıoğlu 1972: 6 vd.).
Bazı tarihçiler, 11, 12 ve 13. yüzyıllarda da Kafkasya’ya Kıpçak göçlerinin olduğunu, bunların bir kısmının Müslüman olup Azerbaycan’da kaldıklarını, bir kısmının ise Hıristiyanlığı kabul edip Gürcistan’a gittiklerini ve onların arasında eriyip Gürcüleştiklerini bildirmektedir (Heyet 2004: 1/10)13. yüzyılın başlarında Kuzey Kafkasya’dan paralı asker olarak Mısır’a giden ve askerî yetenekleri ile kısa sürede Mısır’da ‚Devlet-ül Etrak (Türklerin Devleti)‛ni, diğer adıyla Türk Memlûkler Devleti’ni kuranlar da Kıpçak Türkleridir (Roux 2007: 296). Memlûklerin en büyük hükümdarı olan ve Haçlı savaşlarında gösterdiği kahramanlığı dolayısıyla bir destan kahramanı ve Türk dünyasının en önemli kahramanlarından biri sayılan Sultan Birinci Baybars (1260-1270) Kıpçakların Borçalı tayfasındandır (Togan 1981: 179; Roux 2007: 296 vd.). Oğlu Nasreddin Berke’den (1270-1279) sonra hükümdar olan Seyfeddin Kalavun (1279-1290) da aynı boydandır (Togan 1981: 179). Görülüyor ki, Karapapaklar, tarih boyunca, hem Oğuz hem de Kıpçak Türkleri ile siyasî, sosyal ve kültürel yönden etkileşim içinde olmuşlardır. Bugün her dört ülkede meskûn bulunan Karapapaklar, Kıpçakların ve Oğuz/Türkmenlerin bütün haslet ve hususiyetlerini taşımaktadırlar.
2. Karapapak Türklerinin Yurtları 
Karapapak Türkleri, Azerbaycan’ın ‚Kazak-Şemşeddin‛ bölgesinin Kazak, Ahıstafa şehir ve 50’den fazla köyünde, Şemkir ve çevre köylerinde; Gürcistan’ın Borçalı bölgesinin iki yüzden fazla köyünde, Tiflis’in birkaç mahallesinde; İran’ın Sulduz bölgesinin Nağadey (Nagade) şehrinde ve altmıştan fazla köyünde; Komican ve bazı köylerinde, Sultaniye ile Zencan’ın köylerinde; MazenderanMinudeşt ve köylerinde; Horasan’ın Guçan şehrinin köylerinde; Türkiye’nin çoğunlukla Kars, Ardahan ve Iğdır’ın merkez, ilçe ve köylerinde olmak üzere, Erzurum, Horasan, Hasankale, Aşkale, Muş, Bulanık, Siirt, Ahlat, Kayseri, Sivas, Tokat, Amasya, Adana, İstanbul, Ankara, Bursa merkez, ilçe ve köylerinde; ayrıca Gürcistan’ın sınır şehirleri Ahıska- Ahılkelek’te meskûn iken Moskova yönetimi tarafından 1944 yılında sürgün edilerek, zorunlu iskâna tabi tutuldukları Kazakistan’ın Kentav, Türkistan, Çimkent, Sayram, Ordabas, Badam, Sarağaç, Türkübas, Lenger, Almatı ve Dalgar şehirlerinde varlıklarını devam ettirmektedirler (Kafkasyalı 2012: 82). 6 
3. Borçalı ve Kazak-Şemşeddin Karapapakları Borçalı, şimdiki Gürcistan’ın güney doğusu ile Ermenistan’ın kuzeyi ve Azerbaycan’ın batısında yer alan, üçte biri düzlük olan dağlık bir yurttur. Bu kadim Karapapak yurduna üç önemli çay hayat vermektedir. Biri, Gümrü’nün kuzey doğusundan doğup, Aşağı Saral’ın altından geçip Hıram Çayı’na kavuştuktan az sonra Kür Nehri’ne karışan Borçalı Çayı. İkincisi, Arakaz/Elegez Dağı’nın kuzeyinden ve Pembek Dağları’ndan doğarak Kemerli’den geçtikten sonra Aras’a karışan Kazak Çayı. Üçüncüsü ise Şahdağı’ndan doğan ve Dilican suyu ile birleşerek Kazak şehrinden geçen ve Poylu istasyonu ile Kazaklı köyü arasında Kür Nehri’ne karışan ve Ahıstafa kasabasının adından ötürü Ahıstafa Çayı da denilen Kazak Çayı. Bu coğrafyanın en önemli hayat kaynaklarından biri de Kür Nehri boyunca uzanan Karayazı ormanlarıdır. Dede Korkut kitabında ‚Göksü güzel Kaba Dağ‛ veya ‚kışta yazda karı buzu erimeyen Kazılık Dağı‛ diye adı geçen Arakaz/Elegez dağı (4095 m) da bölgenin en önemli tabiat varlığıdır (Kırzıoğlu 1972: 8 vd.). Borçalı, tarihî süreç içinde bazen Gürcistan’ın bazen İran’ın bazen Azerbaycan’ın bazen de Türkiye’nin terkibinde yer almıştır. Zaman zaman da beylik, hanlık olarak müstakil yaşamış kadim bir Türk yurdudur. Türk Hakanlarından Şah İsmail, Safevî Türk Devletini kurduktan sonra ilk olarak fethettiği yerlerden biri olan Ahıska şehri ile çevresini, bu şehrin ilk kurucusu olan Hüsrev Anuşşirvan gibi yaylak yapmıştır (Evliya Çelebi: II/162,163). Şah İsmail’in bu bölgeye itibar etmesi sebebiyle kısa sürede, bazı Terekeme (göçeri) Karapapakların da katılımı ile Borçalı/Karapapak Türklerinin sayısı çok artmış, bölgeye tamamen hâkim olmuşlardır. Buna paralel olarak Karapapaklar, Rumlu, Şamlu, Ustaclu Türk tayfaları gibi Şah İsmail’in yanında yer alarak savaşlara katılmışlardır. Şah İsmail’den sonraki Safevî hükümdarları da onlara çok önem vermiş ve onlardan çok faydalanmışlardır (Yegane 1369/1990: 8, 72; 1391: 15). Osmanlı serdarı Ferhat Paşa’nın 16. yüzyılın sonlarında Borçalı-Kazak Terekemeleri Yurdu’nun yukarı merkezi Loru Kalesi’ni ve Borçalı Çayı boylarını İranlılardan alıp mamur hâle getirmesi, Nazar Bey’i ‚Nazar Paşa‛ unvanı ile ulusun lideri ilan etmesi (Kırzıoğlu 1993: 388) Terekeme Karapapakların bölgenin hakimi olmalarını ve Borçalı, Kazak-Şemşeddin bölgelerinin tamamen Karapapak Türklerinin yerleşim yerleri hâline gelmesini sağlamıştır. Yönetim merkezi de Kazak şehri olduğundan, Karapapaklara Kazaklı/Kazaklılar da denilmiştir. Böylece Karapapak, Borçalı, Kazaklı ve Terekeme isimleri çoğu zaman eş anlamlı kullanılmıştırKarapapaklar -bilhassa onların hayvancılıkla uğraşan ve 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar, yılın yarıya yakınını yaylalarda geçiren, bir nevi yarı göçebe hayatı yaşayan kesimi olan Terekemeler, Tiflis ve Tiflis’in doğu kesiminde çok yoğun olarak bulunduklarından buraya yerli halk ‚Terekeme Gürcistanı‛, Batılı seyyahlar ise ‚Géorgie turque (Türk Gürcistanı)‛ demişlerdir (Danişmend 1950: 16). Günümüzde de halk arasında aynı ad kullanılmaktadır. Merkezi Kutais olan batı kesimine ise ‚Halis Gürcistan‛ (Katib Çelebi, 406) veya ‚Asıl Gürcistan‛ denilmiştir. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde bölgeden bahsederken ‚vilâyet-i asl-ı Gürcistan‛ ifadesini kullanır (Evliya Çelebi: II/164). 16. yüzyılın ortalarında Karapapak/Terekemeler hayli çoğalır ve güçlenirler. Büyük sürülere, kalabalık göçerlere sahip olup bütün bölgeye hâkim olurlar. Kuzeyde, ‚Terekeme Yaylağı‛ denilen Kafkas Dağları eteklerine; güneyde Evliya Çelebi’nin Terekeme Türkmenlerinin yaylağı olduğunu bildirdiği Ağrı Dağı’na; Doğu’da Gence ovasına; Batı’da Ardahan yaylalarına kadar ‚kara-çadırlı‛ göçerleri, sürüleri ve yılkıları ile yayılırlar. Karapapak/Terekemeler, Gürcistan’ı haraca bağlarlar. Başlarında Nazar Han vardır. Gürcü yönetimi, Safevî Türk hükümdarı Şah Tahmasb’a (1524-1576) bir mektupla müracaat ederek varlıklarından rahatsız oldukları Kazaklıları/Karapapakları bu bölgeden sürgün etmelerini, buna karşılık her yıl on sekiz bin tümen vergi vermeyi taahhüt ettiklerini bildirir. Şah Tahmasb, 1555’te Osmanlı Devleti ile ‚Amasya Barışı‛nı yapıp, sınırları belirledikten sonra bu teklifi kabul eder. Kazaklıları (Borçalı/Karapapakları) ordu gücü ile toptan yurtlarından çıkarttırarak, Horasan’daki, Özbek savaşı sebebiyle boşalan köylere yerleştirilmek üzere gönderir. Sürgün Karapapak kafileleri o zamanki Safevî başkenti Kazvin’e yaklaştıklarında, Dağıstan’da oturan Nakşibendî tarikatının şeyhi Şeyh Emir, durumu öğrenir. Kazaklıların lideri olan Bedreddin Han’ın da şeyhi olan ve yüz binden fazla müridi bulunan Şeyh Emir, Şah Tahmasb’a iki cümlelik bir mektup göndererek, Kazaklı/Karapapakların sürgün edilmelerinin İslâmın aleyhine bir hareket olduğunu ve yurtlarına döndürülmeleri gerektiğini bildirir. Şah Tahmasb, Şeyh Emir’in isteğini geri çevirmez ve Karapapakları yurtlarına döndürür. Ancak Gürcülerle iyi geçinmelerini sağlamak için Bedreddin Han’ı gözaltına aldırır (Suphî 1300: 20 vd.). Osmanlı Devleti, Revan’ı fethedince Safevî şahlarının bu bölgeye getirip yerleştirdiği Bayat, Kaçar, Karamanlı Türk tayfaları bölgeyi terk edip Tebriz’e doğru çekilirken Borçalı/Karapapak/Kazak tayfaları yurtlarını terk etmezler. Osmanlı Devletinin hâkimiyetini kabul ederler (ACE 1978: 571). ‚Nazar Han‛ unvanlı Kazak Han, 28 Ağustos 1587 günü Osmanlı Serdarı Vezir Ferhat Paşa’ya gelerek tabi olur (Kırzıoğlu 1993: 360). Vezir Ferhat Paşa, Nazar Han’ı (Kazak Han), Borçalı Çayı boyları da dâhil Loru eyaletine ‚Nazar Paşa‛ adı ile Beylerbeyi tayin eder. Nazar Paşa ölünce yerine oğlu Mehmet, aynı unvanla görevlendirilir.
Anadolu’da Celalî isyanları başlayınca fırsatı değerlendiren Şah Abbas, 1606’da Loru üzerine yürür, ‚Kazaklı Mehmet Paşa‛dan kaleyi teslim alır. Ancak Osmanlı Devleti ile işbirliği yaptığı gerekçesi ile onu 1612 yılında idam eder. Loru Beylerbeyiliği ‚Han‛ unvanı ile kardeşi Mustafa Bey’e verilir. İki yıl sonra, Osmanlılarla dostluk kurduğu ileri sürülerek o da Şemkir’de öldürülür. Bu defa onun yerine bu hanedandan olmayan Şemsi Han getirilir. 7 Kendisi Türk olduğu hâlde, bölgede Türk nüfuzunu azaltmayı ilke edinen, öldürdüğü veya tasfiye ettiği Türk emirlerinin yerine Ermeni, Gürcü ve Çerkezleri getiren (Sümer 1992: 148 vd.), hatta Safevî ordularının başına bile Ermeni asıllı Allahverdi Han’ı tayin eden (Üstün 2000: 400) Şah Abbas (1587- 1629), Osmanlı Ordusunun Kafkasya’yı aldığı sırada, Osmanlı ordusu ile savaşmayıp, onlara tabi olan Kazaklı, Şemseddinli ve otuz iki oymaktan meydana geldiği için ‚Otuz İki‛ diye anılan Terekeme oymaklarını (Sümer 1992: 198) Osmanlı ordusu çekildikten sonra, cezalandırmak ve bazı bölgeleri emniyet altına almak için Karabağ ve Şirvan halkı ile birlikte, 15 bin aileyi, Mazendaran Ferahabad’a sürgün eder. Bunlardan Kazaklar oymağını Fars bölgesine, Kaşkay eline gönderir (Sümer 1992: 153 vd.) Türk emirlerden bazılarını öldürür bazılarını tasfiye eder. Bu noktada bir hususu değerlendirmek durumundayız. Bazı kaynaklara göre Karapapakların bir kısmı, Şah Abbas tarafından İran’ın Komican-Hemedan bölgesinden, Bozçalı adlı bir kasabanın da bulunduğu bu coğrafyadan Gürcistan sınırlarına gönderilmişlerdir.8 (Hurûb’ül Hesen; Halhalî 1382/2004: 2)Şah Abbas’ın ölümünden (1629) 5-10 yıl sonra Doğu Anadolu, Gürcistan, Kafkasya ve İran coğrafyasını gezen Evliya Çelebi, gezdiği Tiflis, Şirvan, Bakü, Şamahı, Tebriz, Hoy, Gence, Şeki, Urmiye, Kağızman, Ağrı Dağı, Nahcivan, Revan, Çıldır şehir ve eyaletlerinde gördüğü halklardan bahsederken sık sık Terekemelerden bahseder. Tebriz halkını anlatırken, pek çok boydan insanın olduğunu ancak Avşarî, Dumbulî, Lahicânî, Terekeme ve Gökdolaklı kavminin çok olduğunu yazar. 9 18. yüzyılda Gence Beylerbeyiliği’nin terkibinde bulunan Borçalı, 1736 yılında Nadir Şah’ın şahlığını tanımadığı için Gürcistan Çarlığı’na verilir. Nadir Şah’tan sonra ülke hanlıklara ayrılınca, Gürcü ve Rus işgal güçlerine karşı büyük direniş gösteren Borçalılar, neticede ‚Borçalı Sultanlığı‛nı ilân ederler (ACE 1978: 253). Borçalı’da kurulan ‚Borçalı Sultanlığı‛10 ile Kazak’ta kurulan ‚Kazak Sultanlığı‛11 ve Şemkir’de kurulan ‚Şemşeddin Sultanlığı‛12 birleşerek ‚Kazak-Şemşeddin Hanlığı‛nı oluştururlar. Bunlar Karapapaklar tarafından kurulan sultanlık/hanlıklardır (Bala 1977: 330). Safevî Türk Hanedanı gibi onlardan sonra ülke yönetimini ellerine alan Kaçar Türk Hanedanı da 18. yüzyılın ortalarından itibaren büyük güç hâline gelen ‚Kazak-Şemseddin Sultanlığı‛ ile ‚Borçalı Sultanlığı‛ndan çok faydalanır (ACE 1978: 571). Bilhassa Kaçar Türk hanedanının en kudretli şahlarından olan ve 30 yıllık iktidarının tamamını Ruslara karşı savaşla geçiren Feth Ali Şah Kaçar ve oğlu Azerbaycan Orduları Komutanı Şehzade Abbas Mirza (1789-1833) (Huart 1977: 16), Rus-İran Savaşlarında, Azerbaycan Türkleri, Şahsevenler, Afşarlar, Kaşkaylar gibi Borçalı ve Kazak Karapapaklarını da Ruslara karşı savaştırır. Çar Rusyası, Napolyon tehlikesini savdıktan sonra, yeni kuvvetlerle 1812 yılında Feth Ali Şah Kaçar’ın yönetimindeki İran’a savaş açar. Ünlü Kaçar Türk Şehzadesi Abbas Mirza, ağır yenilgiye uğrar. Kaçar yönetimi, Gülistan Antlaşması’nı imzalamak mecburiyetinde kalır (1813). Bu antlaşmaya göre Gence, Karabağ ve Kafkasya’nın tamamı Rusların eline geçer (Üstün 2000: 401). Ardı arkası kesilmeyen Rus saldırılarının verdiği huzursuzluktan bir çok insan bölgeyi terk eder. Bunlar içerisinde tarikat şeyhleri, din adamları da vardır. Şirvan’ın merkezi şehirleri Şeki ve Şamahı’nın Ruslar tarafından işgal edilmesi ile birlikte muhitin ulu din adamlarından Şeyh İsmail Siraceddin Efendi, müritleri ve hane halkı ile Osmanlı şehzâdelerinin yönettiği Amasya’ya göçer. Amasya’nın merkezine ve bazı köylerine yerleştirilen bu Karapapak Türklerine, Şirvan’dan geldikleri için ‚Şirvanlılar‛ denir. Daha sonra buraya gelen Karapapak Türkleri de aynı adla anılırlar. Karapapak Türklerinin Amasya’nın Bayazıtpaşa mahallesinde ‚Karabağlı Şeyh Mir Hamza Nigârî‛ adına yaptırdıkları camiye de ‚Şirvanlılar Camii‛ denilmektedir (Demiray 1954: 108). Karapapaklar, Amasya ilinin merkezinde ve Abacı, Alabedir, Alakadı, Alibey, Ayrancı, Boğazköy, Harmanağılı, Kıranbaşalan, Küpeli, Tuzsuz, Varay-Yeniköyü köylerinde sakin bulunmaktadırlar (Kırzıoğlu 1972: 17). Gülistan Antlaşması’yla (1813) Rusya, İran Kaçar Türk yönetiminin Kafkasya’daki varlığına son vermekle kalmaz bütün Kafkasya’nın tek hakimi olma yoluna girer. Bunun için Kafkas Orduları Baş Komutanlığı’na, Müslüman/Türk düşmanlığı ve zalimliği ile meşhur Ermeni asıllı General Yermolov getirilir (Budak 2002: 9/653). Abbas Mirza, I. Aleksandr’ın ölümünden sonra başlayan taht kavgasından faydalanarak Rusları Güney Kafkasya’dan atma düşüncesiyle 1826 yılında Rusya’ya harp ilan eder. Abbas Mirza, Karapapakları da yardıma çağırır. Naki Bey binden fazla süvari gücüyle ona yardıma gider. Karapapaklar büyük gayret gösterirler. Bu muharebede Naki Bey’in dayısını ve kaynı Ağababa Sultan şehit olur. İran ordusu karşısında zor duruma düşen Yermolov’u, büyük bir ordu ile yardıma gelen Paskeviç kurtarır. Abbas Mirza, Paskeviç’in büyük ve taze güçleri karşısında tutunamaz. Rus ordusu Tebriz’e girer. Türkiye ile Rusya arasında ihtilafın büyümesi üzerine Rusya, İran ile Türkmençay Antlaşması’nı imzalar (Kurat 1987: 323). Ruslar bölgeyi ele geçirince onlara karşı savaşan Karapapaklar ve yakınları burada duramaz olur. Revan Hanlığı'na göçerler.13 Bir kısmı da Naki Han önderliğinde Kars’a geçer. Karapapaklar, göç sırasında ve kışı Kars ve Erzurum’da geçirirken çok kayıp verirler. Ertesi yaz ekseriyeti Revan’a döner. 1 Kasım 1827’de Revan ve Nahcivan Hanlıkları işgal edilir.14 Baharda Rus orduları Tebriz önlerine gelir. Şah Kaçar Ruslarla Türkmençay Antlaşması’nı yapmak mecburiyetinde kalır. 15 Antlaşmaya göre Aras Nehri sınır tayin edilir ve Aras’ın üst tarafı tamamen Rusların eline geçer.16 Karapapaklar bu defa 1828 yılının yazında her biri birkaç evden ibaret 800 aile olarak Aras nehrini geçerek şimdiki İran coğrafyasına geçerler. Böylece Karapapakların bir kısmı Kars ve Erzurum vilayetlerine bir kısmı da Sulduz’a göçer. 29 Mayıs 1918’de Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, halkın iradesini dikkate almadan, büyük devletlerin etkisi ile kendi arazisinde, başkenti kadim Türk şehri Revan olan bir Ermeni Devletinin kurulmasına izin verir. Böylece Ermeniler, Güney Kafkasya’ya getirilmelerinin üzerinden yüz yıl geçmeden göçmen/misafir geldikleri ülkede 9.500 km2 toprak üzerinde devlet kurmayı başarırlar. İki yıl sonra 10 Ağustos 1920’de Moskova ve Kızılordu’nun himmeti ile Azerbaycan’a sorulmadan, Şerur, Dereleyez ve Zengezur’un Mehri bölgesini de alarak İran’a komşu olurlar. Türkiye’nin müdahalesi ile Nahcivan ve Karabağ’ı alamazlar, bu iki vilayet muhtar vilayetler olarak Azerbaycan’ın terkibinde kalır. Ne hazindir ki Azerbaycan’ın yöneticileri, Türkiye’nin müdahalesi ile Karabağ’ı alamayan Ermenilere, 1922 yılında Kazak şehrinin 379.984 desyatin17 arazisini verirler. 1928’de de sınırların düzenlenmesi bahanesi ile yine Kazak şehrinin 75.909 desyatin mümbit arazisi ile 79.208 desyatin yayla arazisini Ermenilere verirler. 1948 yılında Stalin’in onayını alan Ermeniler, Erivan, Gümrü, Gökçe, Pembek ile Dilican bölgelerinde sakin bulunan ve ekserisi Karapapak olan 100 bin Türk ahaliyi, Mil-Muğan ovasına sürgün ederler. Çok ağır şartlarda ve insanlık dışı muamele ile sürgün edilen ahalinin ekserisi sıcak Mil-Muğan Ovası’nda ve yollarda mahvolur. Bu sürgün etme işi 1953 yılına kadar devam eder. Mal varlıkları talan edilir. Ev, arsa ve arazileri, Birinci Dünya Savaşı ve tehcir sırasında Suriye, Yunanistan, Livan (Arnavutluk), Bulgaristan, Romanya gibi ülkelere gitmiş bulanan 100 binden fazla Ermeni getirilerek onlara verilir. 1988 yılında ise Sovyetler Birliğinin dağılma arifesinde gemi azıya alan Ermeniler, ata dede yurtlarını terk etmeyip Ermenistan’da kalan Türkleri silah zoru ile söküp atarlar (Mahmudov vd. 2010: 442 vd.). Diğer yandan kadim Karapapak yurdu Borçalı da Gürcistan’a verilir. Bugün Gürcistan siyasî sınırları içinde bulunan Sarvan, Başkeçit (Dmanis), Karayazı (Gardaban), Bolnis şehirleri ile bu şehirlere bağlı 200 civarındaki yerleşim yeri Karapapak Türkleriyle meskûn bulunmaktadır. Tiflis şehrinin Şéytanpazarı, Ortacalı, Saburtala, Cırda{an, Ġazaklar, Çenlibel, Vera, Vaşlicvar, Ġırmagel mahalleleri ile Batum, Telav, Ġori, Ms{eta, Rustavi şehirlerinin pek çok mahalle ve köyünde Karapapaklar yaşamaktadır. Bunlarla birlikte Ağbulak (Tetritsğaro), Barmaksız (Zalga), Loġadeks ve Karaçöp (Saġareco) şehirlerinin bazı mahalle ve köylerinde Karapapaklar meskûndur.18 Gürcistan’da Gürcülerden sonra en büyük topluluk Karapapak Türkleridir. Nüfusları 2005 yılı itibariyle 500 bin civarındadır. Azerbaycan’ın kadim sakinlerinden olan Karapapaklar ise muhtelif adlarla Azerbaycan’ın çeşitli yerleşim yerlerinde dağınık olarak bulunmakla birlikte Kazak ve Ahıstafa şehirlerinde mono-etnik olarak bulunmaktadırlar. VeliliBaharlı’ya göre (1921: 51 vd.) bugün Kazaklıların bakiyesine ‚Kaza{lar‛, ‚KızılKaza{lar‛, ‚Yığarçı Kaza{lar‛, ‚Kaza{lu‛, ‚Kaza{begli‛, ‚Şey{lü‛, ‚Koyunlu Şey{lü‛, ‚Molla Şey{lü‛, ‚Umutlu Şey{lü‛, ‚Kaza{ Rehimler‛, ‚Salahlu‛ adları ile Bakü Abşeron Zı{ Kendi, Şemşeddin, Cavanşir, Cebrayıl, Kuba, Göyçay, Ağdaş, Lenkeran ve Kazak şehrinde rastlanmaktadır. Kazak ve Ahıstafa şehirlerinin tamamı bu nesilden kabul edilir.
4. Dünün Ahıska- Ahılkelek Bugünün Kazakistan Karapapakları 
Kafkasya’da 20. yüzyılın ortalarına kadar, Ahıska bölgesinde, büyük çoğunluğu oluşturan Ahıska Türkleri/Yerli Türklerle birlikte yaşayan önemli bir Karapapak tayfası da Ahıska-Ahılkelek Karapapakları idi. Més{ét/A{alsı{/Ahıska ve Cava{/Cava{et/Ahılkelek, günümüzde Gürcistan siyasî sınırları içinde bulunmaktadır. Ahıska, Kura Nehri’nin kıyısında Türkiye sınırına 15 km. uzaklıktadır. Ahılkelek de aynı nehrin kıyısında olup Türkiye sınırına 32 km. uzaklıktadır. Ahıska ve çevresi 1068’de Alparslan tarafından fethedilmiş, yüzyıllarca Kafkasya’nın tarihini paylaşmış, Atabeylerin merkezliğini yapmış (1268-1578), 1578’de Osmanlı yönetimine katılmış ve Çıldır Sancağı’nın merkezi olmuştur. Ekseriyeti Ahılkelek’te olmak üzere, Ahıska-Ahılkelek bölgesinde iki nesil Karapapak tayfası yaşadığı bilinmektedir. Biri Emirhasan/İmirhesen Karapapakları/Terekemeleri, diğeri ise sadece Karapapaklar. Emirhesenli Terekeme/Karapapaklar, yukarıda bahsedildiği gibi Şah İsmail’in 16. yüzyılın ilk yıllarında burayı alıp kışlak yapması ve Terekeme/Karapapak tayfalarını bu bölgeye yönlendirmesi ile geldikleri sanılmaktadır. İkinci nesil Karapapaklar ise Rus kaynaklarına göre 18. asrın sonunda ve 19. asrın başlarında Borçalı, Kazak ve Şemşeddin bölgelerinden gelip yerleşmişlerdir. Paskeviç, Kars’ı ele geçirdikten (15.07.1828) sonra Ahılkelek üzerine yürür. Ahılkelek Kalesi’ni 1.000 kişilik bir gönüllü milis kuvveti savunmaktadır. Paskeviç’in teslim olun çağrısına ‚Biz Revanlı veya Karslı değiliz. Bin kişiyiz, kalemizin surlarında öleceğiz, teslim olmayacağız.‛ diye cevap verirler. Paskeviç, otuz katı büyük bir orduyla Ahılkelek Kalesi’ne saldırır (Aykun 2002: 723). Harp tarihçisi Uşakov, bin kişilik bu Karapapak gönüllüsünün verdiği mücadeleyi hayret ve hayranlıkla anlatır: ‚Kalenin reisi, Ferhat Paşa mertçe helâk oldu. Akhılkelek’in cesur müdafileri örnek kahramanlık destanı yazdılar. Kendilerini gönüllü olarak ölüme adayan bu bir avuç insan, haklı olarak herkesi hayrette bıraktılar. Ölülerin tamamı beyaz gömlekli idiler. Bu, Müslüman adetine göre en yüksek inanç işaretidir.‛ (Uşakov 1836: I/262). Fedailerin tamamı şehit olur. Ahılkelek Kalesi20 Rusların eline geçer (24 Haziran 1828). 1828’de Rusların bölgeyi tamamen işgal etmesinden sonra imzalanan Edirne Antlaşması ile Ahıska ve Ahılkelek21 Ruslara bırakılır. Paskeviç tarafından Kars'tan göçürülen 70.220; Erzurum'dan göçürülen 36.440 ve Ardahan'dan göçürülen 335 Ermeninin büyük bir kısmı Ahılkelek22 ve Ahıska’ya yerleştirir (Mahmudov vd. 2010: 265). Rusların baskısına ve göçmen Ermenilerin saldırganlığına dayanamayan Karapapak/Terekeme tayfalarından bir kısmı Borçalı, Ahıska ve Ahılkelek’ten göçerek Çıldır’ın Kenarbel, Göldalı (Urta), Terekeme Çayı (Goçgüden), Yıldırımtepe (Rabat), Köğas, Meredis kentlerine yerleşirler.23 1853-1856 Osmanlı Rus Savaşı’ında Osmanlı Devleti’ne yardım eden Ahılkelek ve Ahıska Türklerinden bir kısmı savaş sonrasında Rus katliamından kurtulmak için Erzurum’a sığınırlar. 1918’e gelindiğinde Mondros Mütarekesi üzerine Ahıska ve Ahılkelek sancakları, merkezi Kars olan ‚Millî Şûra Hükümeti‛ne katılır. Haziran 1918’de imzalanan Trabzon Antlaşması ile Gürcistan bu iki sancağı resmen Türkiye’ye bırakır. Ancak 13 Nisan 1919’da İngilizlerin Kars’ı işgal edip, Millî Şûra Hükümeti’ni dağıtması ile Gürcüler, Ahıska ve Ahılkelek’i işgal eder. 16 Mart 1921 Moskova Antlaşması ile de bu iki sancak Gürcistan’ın başkenti Tiflis vilayetine bağlanır (Bostan 1988: 526). Defalarca işgal altında kalan ve istilâya uğrayan Ahılkelek ve Ahıska Türkleri en vahim günlerini 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde yaşar. Moskova yönetimi, diğer Türk topluluklarında yaptıkları gibi önce toplumun yiğit, gözü pek, cesur, nüfuzlu, itibarlı insanlarını toplayıp Sibirya’ya çalışma kamplarına gönderir. Arkasından halkın gözü, kulağı, beyni durumunda olan aydınları,âlimleri, sanatkârları, hiçbir sebep göstermeksizin halkın gözü önünde kurşuna dizerler. İkinci Dünya Savaşı başladığında, diğer Türk toplulukları ile birlikte, bütün eli silah tutan Türkler askere alınır. Kayıtlara göre Ahılkelek ve Ahıska Türklerinden 47 binden fazla kişi cepheye gönderilir. Onlardan çok azı yaralı ve sakat olarak döneceklerdir. Onlar cephede Sovyetler Birliği namına savaşırken geride kalanlar 14 yaşından 70 yaşına kadar kadın, kız, çocuk, ihtiyar kolhozlarda, demiryolu inşaatlarında çalıştırılır. Bu da yeterli görülmez ve bütün halk hain ilan edilerek tamamı yok edilmekle karşı karşıya bırakılır. Katliâmı göze alamayan ve bir gün hesabının sorulacağından korkan Moskova yönetimi, savaş bütün şiddetiyle devam ederken 31 Haziran 1944 günü, Gürcistan’ın Türkiye sınırındaki Ahıska- Ahılkelek Türklerinin Orta Asya’ya sürgün edilmelerine karar verir. 15 Kasım 1944 gecesi iki saat içerisinde Ahılkelek, Ahıska merkez ve köylerinde yaşayan bütün Türkler vagonlara doldurulup, Orta Asya’ya sürgün edilir. 1927 yılına kadar Ahıska ve onun yanı başında Ahılkelek olmak üzere iki merkezî şehir vardır. Ancak 1927 yılında bu merkezler bölünerek Adigün, Ahıska, Aspinza, Ahılkelek ve Bogdanovka diye beş reyon (ilçe) hâline getirilmiştir. Moskova’dan gönderilen emirde bu beş kent ve bu kentlere bağlı 219 köyde sakin bulunan Türklerin tamamı sürgün edilecektir (Kasanov 2007: 123). Arşiv kayıtlarına göre Özbekista’a 53.163; Kazakistan’a 28.598; Kırgızistan’a 10.546 olmak üzere toplam 92.307 kişi sürgün edilmiştir. Bunlardan 14.895’i sürgün boyunca açlıktan, soğuktan ölmüştür (Türkî 2009: 22). Sürgün edilen Ahıska Türklerinden yaklaşık 10-15 bin kadarı Terekeme/Karapapak Türküdür. Aspinza ve ona bağlı Ağara, Alanza, Arda{, Bezir{ana, Buzmaret, Damala, Daşlıġışlaġ, Donet, Ġavét, Goyundere, Karzemel, Marğıstan, Ota, Peneket, Tezeköy, Üsküre, Van ve Yukarı Varnet adlı 18; Ahılkelek kentinin Azmana, Dabaniya, Damkal, Ġarta, Ġoġaşen, ¾avét, Kersef, Miraş{an, Murakval, Yenije adlı 10 ve Bagdanovka kentinin Hoġam, Sağamoy adlı köylerinin (Piriyeva vd. 2003: 142) tamamı Terekeme / Karapapak Türkleri ile meskûndu. 24 Sürgünde bulunan Terekeme/Karapapak Türkleri, siyasî ve sosyal arenada haklarını elde etmek için ‚Ahıska Türkleri‛ adı altında örgütlenmişlerdir. Bu durum tabiî ki maksada uygun bir yaklaşımdır. Ancak bizim mevzumuz Karapapak Türkleri olduğu için bahsi geçen Türkler içerisindeki Karapapak/Terekeme Türklerinin tespitlerini yapıp değerlendirmek durumundayız
5. Kazakistan Karapapakları
 Ahıska-Ahılkelek Karapapakları, Ahıska, Ahılkelek, Bogdanovka, Borjom, Tiflis, Rustavi, Gence, Bakü, ¾açmaz, Derbent, Mahaçkala, Heşterhan, Saratov, Ural, Aktöbe, Aral, Gızılorda, Türkistan, Arıs, Çimkent, Tülkübas, Taraz, Merke, Çu, Almatı, Bişkek, Sarıağaç yolu ile 1944 yılının Kasım ve Aralık ayının soğuklarında sürgün edilirler. Bu yolculuk 35 gün sürer. Binlercesi yollarda açlıktan ve soğuktan ölür. Sağ kalan Ahıska-Ahılkelek Karapapakları, Kazakistan’ın muhtelif il, ilçe ve köylerine dağıtılır. Kentav, Türkistan, Çimkent’ten başlayarak Almatı’ya kadar tren yolu üzerindeki onlarca kent ve köye dağıtılırlar. Alan araştırması yaparak tespit ettiğimiz bilgilere göre Kazakistan’ın şu yerleşim yerlerinde Ahıska-Ahılkelek Terekeme/Karapapakları yaşamaktadır: Batıdan doğuya, sürgün güzergâhına göre, Kentav’da 300; Türkistan’da 2, Çimkent’te (Telman, Kubişev, Lenin, Karl Marks, Bozarık, Kayıtbas, Komünizm, Kirov) 30 bin, Sayram’da 1500, Ordabas (Temirland, Badam) 2 bin, Sarağaç’ta 6 bin, Tülkübas’ta 6 bin, Lenger’de 10 bin, Almatı ve Dalgar’da 6 bin olmak üzere 2012 yılı itibariyle Kazakistan’da yaklaşık 65 bin civarında Ahıska-Ahılkelek Karapapak/Terekeme Türkü bulunmaktadır (Kafkasyalı 2012: 82). Bunlar başta ana dilleri olmak üzere, bütün örf, âdet ve geleneklerini canlı bir şekilde yaşatmaktadırlar. Onlarca âşık/ozanları, şairleri, yazarları, müzik grupları, toyları dernekleri vardır. Gayet seviyeli örgütlü vaziyettedirler. Ancak yukarıda da işaret edildiği gibi, siyasî ve sosyal arenada güçlü, etkili olmak için tamamı, onlardan yaklaşık on kat fazla olan yerli Ahıska Türkleri ile birlikte "Ahıska Türkleri" adı altında örgütlenmişlerdir. 
5. Kazakistan Karapapakları 
Ahıska-Ahılkelek Karapapakları, Ahıska, Ahılkelek, Bogdanovka, Borjom, Tiflis, Rustavi, Gence, Bakü, ¾açmaz, Derbent, Mahaçkala, Heşterhan, Saratov, Ural, Aktöbe, Aral, Gızılorda, Türkistan, Arıs, Çimkent, Tülkübas, Taraz, Merke, Çu, Almatı, Bişkek, Sarıağaç yolu ile 1944 yılının Kasım ve Aralık ayının soğuklarında sürgün edilirler. Bu yolculuk 35 gün sürer. Binlercesi yollarda açlıktan ve soğuktan ölür. Sağ kalan Ahıska-Ahılkelek Karapapakları, Kazakistan’ın muhtelif il, ilçe ve köylerine dağıtılır. Kentav, Türkistan, Çimkent’ten başlayarak Almatı’ya kadar tren yolu üzerindeki onlarca kent ve köye dağıtılırlar. Alan araştırması yaparak tespit ettiğimiz bilgilere göre Kazakistan’ın şu yerleşim yerlerinde Ahıska-Ahılkelek Terekeme/Karapapakları yaşamaktadır: Batıdan doğuya, sürgün güzergâhına göre, Kentav’da 300; Türkistan’da 2, Çimkent’te (Telman, Kubişev, Lenin, Karl Marks, Bozarık, Kayıtbas, Komünizm, Kirov) 30 bin, Sayram’da 1500, Ordabas (Temirland, Badam) 2 bin, Sarağaç’ta 6 bin, Tülkübas’ta 6 bin, Lenger’de 10 bin, Almatı ve Dalgar’da 6 bin olmak üzere 2012 yılı itibariyle Kazakistan’da yaklaşık 65 bin civarında Ahıska-Ahılkelek Karapapak/Terekeme Türkü bulunmaktadır (Kafkasyalı 2012: 82). Bunlar başta ana dilleri olmak üzere, bütün örf, âdet ve geleneklerini canlı bir şekilde yaşatmaktadırlar. Onlarca âşık/ozanları, şairleri, yazarları, müzik grupları, toyları dernekleri vardır. Gayet seviyeli örgütlü vaziyettedirler. Ancak yukarıda da işaret edildiği gibi, siyasî ve sosyal arenada güçlü, etkili olmak için tamamı, onlardan yaklaşık on kat fazla olan yerli Ahıska Türkleri ile birlikte "Ahıska Türkleri" adı altında örgütlenmişlerdir. 
Rus ordusunda görev alan ağa ve beylerden bazıları şunlardır: Daşdemirağa Mehemmed Ağaoğlu25 , Gasım Ağa’nın oğlu Osman Ağa, Şöregel/Molla Musa köyünden Mehdi Ağa Memmed Han oğlu, Okçu köyünden Abdulla Daşdemiroğlu, Kars’tan Emin Ağa Ali Ağa oğlu, Kasımlı Daşdemir Ağa’nın oğlu Semed Ağa (Kasımlı Samet Ağa), Dalaverli Mansur, Şöregel/Revan’dan Tağı Bey, Aslen Ahılkelek’ten gelme Arpaçay İynezor (Gönülalan) köyünden Hacı Veli Ağa… (Hacılar 2007: 6; 2007a: 7; Valehoğlu 2005:33 vd.; Kırzıoğlu 1955: 119 vd. ). İran Türklüğünün Ruslarla imzaladığı Türkmençay Antlaşması ile Kafkasların tamamı Rusların eline geçerken, Osmanlı Devleti’nin bir yıl sonra Ruslarla imzaladığı Edirne Antlaşması26 ile de Tuna boylarından Batum’a kadar Karadeniz’in kuzeyi tamamen Rusların eline geçer. Bu yenilgilerden sonra Osmanlı Devletinin Kafkasya, İran Türklüğü ve Hazar ötesi Türk halkları ile ilişkileri çok zorlaşır. Kafkaslarda Osmanlı Devletinin sadık dostları olan Kırım ve Kafkas halklarının talihi Rusların eline geçer. Rusya, Kafkasyayı ele geçirmekle kalmaz, Kafkasya Türklüğü ile Türkiye Türklüğü arasına ekserisi Ermeni olmak üzere Hıristiyan halklardan oluşan bir tampon bölge oluşturur.27 Ruslar, yeri geldiğinde bu Ermenileri, Müslüman Türkler aleyhine bir vasıta gibi kullanacaktır (Mahmudov vd. 2010: 442). Ruslar, büyük bölümü Karapapak olan 200 binden fazla Türk insanını savaşlarda cephelere sürüp telef ettirerek ve çeşitli katliâm, kırgın, sürgün ve göçe maruz bırakarak, yerlerine İran’dan ve Türkiye’den 200 binden fazla Ermeni ve binlerce Süryani, Asurî, Rum, Yezidî Kürt getirip yerleştirerek Kafkasya’nın etnik yapısını değiştirir. Bu gayrimüslim unsurlar, bilhassa Ermeniler, Ruslar, Fransızlar ve diğer büyük güçler tarafından Azerbaycan Türklerine, İran Türklerine ve Osmanlı Türklerine karşı kullanılacaklardır.28 Konumuzun dışına fazla taşmamak için Kafkasya’nın diğer kahraman halklarının, Azerbaycan Türklerinin, Yerli Ahıska Türklerinin, Çeçenlerin, Çerkezlerin, Lezgilerin, İnguşların, Abazaların, Müslüman Gürcülerin başlarına gelenlerden bahsedemiyoruz. Ruslar tarafından onların başına getirilenler, yapılan soykırımlar, Karapapakların başına gelenlerden az değildir.
7. Karapapakların Sulduz’a Yerleşmesi: Sulduz Karapapakları Azerbaycan orduları komutanı ve aynı zamanda Tebriz Genel Valisi olan Veliaht Abbas Mirza, Naki Han’ın başkanlığında gelen Karapapak tayfasına Urmiye gölünün güney batısında yer alan Sulduz bölgesini tımar olarak verir. Geniş ve mümbit Sulduz ovasına yerleştirilen Karapapaklar, yılda 12.000 tümen vergi karşılığında istendiği zaman hükümete 400 süvari göndereceklerdir. 
Sulduz, kadim Azerbaycan’ın, şimdiki Güney Azerbaycan’ın idarî bölgelerinden biridir. Urmiye gölünün güney batısında yer alır. Sınırlarını Urmiye gölü, Miyandab, Soğukbulak (Mehabad), Piranşehr, Uşnaviye şehirleri ve Urmiye’nin Dol ilçesi oluşturur. Güneyinde, eteklerinde pek çok kireçli su kaynakları bulunan Firangi tepeleri yer alır. Sulduz’u Şariveran’dan ayıran (Batısında) Behramlu dağları bulunmaktadır. Geniş ve münbit bir ova olan Sulduz bölgesinin içinden Gedar çayı geçer. Sulduz30 bölgesinin merkezi şehri Nağadey (Nagade)’dir. Ayrıca 1828’de Tiflis civarından Masum Bey önderliğinde Sulduz’a göçen Kazaklar da Halifelu ve Halifan kentlerine yerleşirler. Yine aynı tarihte Azerbaycan’ın Kazak-Şemseddinli bölgesinden Kazaklarla birlikte gelen ve Şehzade Abbas Mirza’dan 100 kişilik üç köy alan Şemseddinli Türkleri de Sulduz’un güney doğusundaki Memmed Şah bölgesine yerleşirler. Sulduz’a yerleşen Karapapak obaları şunlardır: Tarkavün, Saral, Arpalu, Canahmedli, Ça{ırlı, Ulaşlı, Şemseddinlü, Ġazaġ, Naki{anî. Karapapak hanları, Tarkavün oymağına mensupturlar (Yegane 1391:199; Rezevî 1992: 60; Minorsky 1979: 11). Sulduz Karapapakları, merkezî Nağadéy şehri ile 80’e kadar köy ve kasabasında yerleşiktirler.31 Nağdey, kalenin etrafına yayılmış ve kuzeyinden Gedar Nehri geçmektedir. Nağadey’de bir miktar Kürt halkı da vardır.32 Bunların bir kısmı aslen Kazak Karapapak Türkleridir. Bunlar kendileri gibi Sünnî olan Mamaş Türklerinin tesiri ile Kürtleşmişlerdir (Margaret ve dğr. 1995: 151). Karapapaklar Sulduz’da kısa sürede çoğalmış ve zenginleşmişlerdir. 1905’te Türk Ordusu Sulduz’u Osmanlı topraklarına dahil eder. Ancak Türk Ordusu, 1912 yılında patlak veren Balkan Harbine katılmak için buradan çekildiğinde Sulduz bölgesi İran Kaçar Türk hanedanına devredilir (Bala 1977: 331). Genel olarak 1908-1912 yıllarında Türk Ordusunun elinde kalan bu bölge I. Dünya Savaşı esnasında bazen Rus bazen de Türk idaresine geçmiştir. 1919’da Rusların çekilmesinden sonra eskiden olduğu gibi Kaçar Türk hanedanında kalmıştır (Minorsky 1979: 11). Sulduz Karapapaklarını 1828’den Muhammed Rıza Şah’ın hanlıkları kaldırdığı 1960 yılına kadar sırayla şu hanlar yönetmiştir: III. Naki Han (Él{an Borçalı), Méhdi Han (Naki Han’ın oğlu), Kâzım Han (Naki Han’ın oğlu), I. Necef Gulu Han (Méhdi Han’ın oğlu), II Esedullah Han (Emir Tuman/I. Necefgulu Han’ın oğlu), Hüsrev Han (Esedullah Han’ın oğlu), Hacı Hüseyin Paşa Han (Emir Fellah/Kâzım Han’ın neticesi) (Yegane 1391: 428)
8. İran-Kaçar Türk Şahlarının Ordu ve Güvenlik Güçlerinde Karapapaklar 
Karapapaklar Kazak-Borçalı’dan ayrılıp Osmanlı Devleti’ne ve İran Kaçar Türk Devletine giderken, iki yıla yakın, ünlü Türk Kaçar Şahzadesi Abbas Mirza’nın yönlendirmesi ile Ruslara karşı, savaşırlar ve nice yiğitlerini şehit verirler. Sulduz’a yerleştikten sonra da bu savaşçı Karapapaklardan merkezî hükümetler çok faydalanır. Onlara, Abbas Mirza tarafından daha Sulduz’a yerleştirilmeden her istendiğinde 400 süvari vermeleri taahhüt ettirilir. ‚Hurûb’ül Hesen‛ adlı eserde Kaçar şahlarının Karapapaklardan ne kadar faydalandıkları hakkında pek çok bilgi vardır. Sulduz’a yerleştirildiklerinin ilk yıllarında Karapapak süvarileri Halhal’a çağrılarak Emir Nizam’ın komutasındaki birliklere katılıp, Serdeşt kalesini işgalden kurtarmaya gönderilir. Çok geçmeden Naki Bey’in Oğlu Hasan Han komutasında 300 kişilik süvari ile Süleymaniye’yi işgalcilerden kurtarmaya gönderilir. Görevi başarıyla yapan Hasan Han'a birinci dereceden ‚Yaverlik Nişanı‛ verilir. Ruslar, Hazar Denizi’ni tamamen kontrol altına almak ve Türkmensahra’ya inmek maksadıyla bir plân yaparlar. Ermeni asıllı General Yermolov başkanlığında büyük bir keşif heyeti gönderilerek Türkistan’a nasıl nüfuz edileceği incelettirilir. Çok önemli askerî bilgilerle dönen heyetin teklifi ile Tahran’daki Rus elçisi, Kont Simonoviç, Tahran yönetimine, doğuya doğru ülkesini genişletebileceğini, kendilerinin de danışmanlık yaparak ve Gülistan ve Türkmençay antlaşmaları gereği alacakları harp tazminatından vazgeçerek yardım edebileceklerini vaad ederek iknâ eder (Saray 2002: 693). Ruslar İran güçlerini Türkistan üzerine yönelterek hem İran Türk güçlerini tamamen tüketmek hem Hive, Merv ve Herat bölgesini askerî ve iktisadî yönden çökertip, Hazar ötesinden ilerleyen Rus ordularının önünü açmak, hem de onları İngilizlerin nüfuz alanında olan Hindistan’a yaklaştırarak başlarına yeni gaileler açmaktır. Ne hazindir ki basiretsiz İran Kaçar yönetimi bunu göremez ve Herat üzerine yürür. Abbas Mirza, Herat’ı almak için Azerbaycan ordusu ile Horasan’da bulunurken Karapapak süvarilerini de yardıma çağırır. Karapapak süvarileri Herat’a giderken Tahran’da Nigâristan bağının önünde Feth Ali Şah Kaçar’ın huzurunda merasim geçidi ve gösteri yaparlar. Şah, Karapapak süvarilerinin gösterilerini çok beğenir ve taltif eder. Horasan’a giden Karapapaklar Horasan’da iki yıl Abbas Mirza’nın yanında savaşırlar. Abbas Mirza’nın ani ölümünden (1833) sonra o yılın kış aylarında Sulduz’a dönerler (Hurûb’ül Hesen; Pakravan 2007: 91). Yine Hurûb’ül Hesen'in ‚Naki Han’ın ölümü (1834/1250) ve Mehdi Bey’in Karapapakların başına geçmesi…‛ bölümünde Naki Han ve oğlu Hasan Han’ın Feth Ali Şah Kaçar’ın ölümü (1834) üzerine tahtın varisi Tebriz umum valisi Muhammed Mirza’yı Tahran’a götürme ve tahta çıkarma merasiminde bulunmaları; ‚İkinci Herat Savaşı‛ bölümünde 1836 yılında Herat’ta Yapılan İkinci Savaş’a Hasan Han ve süvarilerinin Şah ile birlikte katılmaları ve 14 ay savaşmaları, Afganlıları yenip, Herat kalesini geri almaları; 1848’de Şah Muhammed Kaçar’ın ölümü üzerine tahtın varisi Nasirüddin Mirza’yı Tebriz’den Tahran’a götürmeleri; 1862’de Hasan Han’ın üç yüz Karapapak süvarisi ile Horasan’a gönderilmesi, Türkmenlerin isyanını bastırmaları;1863’te Şah Nasirüddin Kaçar tarafından Necefgulu Han’ın 300 Karapapak süvarisi ile Gorgan’a çağırılması, Bu savaşta Karapapakların üstün başarı göstermeleri ve Şah tarafından taltif edilmeleri hakkında geniş bilgi verilmektedir.
9. Karapapakların Türkiye’ye Göçleri:
Türkiye Karapapakları Karapapakların Anadolu’ya göçleri kadim devirlerden beri çeşitli sebeplerle devam etmiştir. En önemli Karapapak göçleri, 1807, 1813-1828, 1854-1855, 1878- 1881 ve 1914-1924 yıllarında gerçekleşmiştir. Selçuklular, Safevîler ve Nadir Şah döneminde altın çağını yaşayan Kafkasya, Azerbaycan ve Doğu Anadolu, 18. yüzyılın sonları itibariyle, Osmanlı Devleti’nin kötü yönetimi ve İran Kaçar Türk şahlarının basiretsizlikleri hatta dirayetsizlikleri sebebiyle Rusların eline geçer. Bütün bu coğrafya Timur’un Altın Orda Devletini33 yıkmasıyla yıldızı parlayan Rus generalleri Bulgakov, Velyaminov, Yermolov, Paskeviç ve Melikofların cirit meydanı olur. Rus ordularının Kafkaslara inmesiyle birlikte Rusların ve onların güdümündeki Ermenilerin zulmüne dayanamayan Kafkas halkları, bu cümleden Borçalı, Kazak Karapapakları Osmanlı topraklarına kaçmaya-göçmeye başlar. 34 Binlerce Karapapak halkı Çıldır, Arpaçay, Kars, Sarıkamış, Horasan, Hasankale, Erzurum, Eleşkirt, Ağrı, Van, Muş il ve ilçelerine göçüp, Osmanlı Devleti’ne sığınırlar. Rus ordularının Kaçar Türk Şahlarının elinde bulunan şimdiki Gürcistan ve Azerbaycan’ı işgal edip 1913’te Gülistan Anlaşmasını imzalamasıyla 3 binden fazla Karapapak aile Kazak ve Borçalı’dan göç eder. Bunların yarısı, yukarıda bahsedildiği gibi Revan’a, buranın da Rusların eline geçmesiyle Sulduz’a göçerler. Geriye kalanın ise bir kısmı Türkiye’ye bir kısmı da geri yurtlarına dönerler. Türk düşmanlığı ile tanınan Çar I. Nikola, Osmanlı yönetiminin 1826’da Yeniçeri Ordusunu kaldırmasını ve yeni ordunun kurulma aşamasında olmasını
fırsat bilerek, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlardaki hakimiyetine son vermenin, boğazları ve Anadolu’yu Rusya’ya katmanın zamanının geldiğine inanarak harp hazırlığına başlar. Ruslar, İngiliz ve Fransızlarla işbirliği yaparak 20 Ekim 1827’de Osmanlı donanmasını Navarin’de yakarlar. Ardından kara ve deniz gücünden yoksun durumda bulanan Osmanlı Devleti’ne savaş ilan eder (Kurat 1987: 323 vd.). Rus orduları 1828 yazında Anadolu’ya girer, Ahılkelek, Ahıska ve Kars’ı alır. Ertesi sene Erzurum, Bayburt ve Muş’u işgal eder (Aygün 2007: 93). Batı’da ve Doğu’da Ruslara karşı savaşan ve maddî ve manevî çok büyük kayıplar veren Osmanlı Devleti, Ruslarla Edirne Antlaşması’nı yapmak mecburiyetinde kalır. 1828-1829 Türk-Rus Savaşı sonrasında Borçalı ve Ahılkelek ve Ahıska’dan pek çok Terekeme/Karapapak tayfası Türkiye’ye göçer. Diğer bir Karapapak göç dalgası 19. yüzyılın son çeyreğinde görülür. Bu dönem, sadece Kafkasya için değil, Balkanlardan Doğu Türkistan’a, Sibirya steplerinden Yemen’e kadar bütün Türk dünyası için felaketli yıllardır. Türk halklarına Hıristiyan dünyası tarafından en şiddetli zulüm ve soykırım bu yıllarda yapılır. 19 Nisan 1877’de Osmanlı Devletine savaş ilan eden Çar, kardeşi Grandük Nikola komutasında 250 bin kişilik bir ordu ile Balkanlardan; diğer kardeşi Grandük Mişel komutasında 160 bin kişilik bir ordu ile de kuzey doğudan Osmanlı Devletine saldırır. Hem Balkanlarda hem de kuzey doğu Anadolu ve batı Kafkasya’da Türk halklarına benzeri görülmemiş katliam yapılır (Karal 1983: 44). Yüz binlerce insan yurdunu yuvasını terk edip Anadolu’ya göçer. Kafkaslardan gelen göçmenlerin bir kısmı Kars, Ardahan, Ağrı, Erzurum, Muş, Sivas gibi şehirlere önceden gelen akrabalarının yanına yerleşirler. Büyük ekseriyeti ise Kayseri, Adana, Mersin gibi şehirlere yerleştirilir.35 93 Harbinden önce Kars ve çevresinde 105 köyde 29.000 Karapapak yaşamaktadır. Savaştan 7 yıl sonra Ruslar tarafından yapılan sayımda nüfusun 21.652’ye düştüğü görülmektedir (Türkoğlu 2001: 470). 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı başarısızlıkla sonuçlanınca, 13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Antlaşması ile Kars, Kağızman, Ardahan, Oltu ve Batum Ruslara harp tazminatı olarak bırakılır. Ardından 8 Şubat 1879 günü İstanbul’da imzalanan Muâhede-yi Kat’iyye’nin 7. maddesi gereğince de bu şehirlerde yaşayan Türklerin üç yıl içerisinde Osmanlı topraklarına göçmelerine izin verilir. Bu üç yıl içerisinde resmî kayıtlara göre 11.000’i Kars merkez ilçeden olmak üzere 82 bin Türk Kars’tan ayrılıp Erzurum ve Anadolu içlerine göçer (V. M. 1895: 602; Kırzıoğlu 1953: 552 vd.).36 Göçenler içerisinde Karapapaklar önemli bir yekûn teşkil etmektedir. Karapapakların bir bölümü Horasan, Hasankale, Erzurum ve Aşkale’nin merkez köylerine, Mihrali Bey ve tayfaları ise Sivas’a yerleşirler (Bala 1977: 330). Karapapaklardan büyük bir kısmı da Bayazıt sancağına gider ve orada Antap (şimdiki adı Tutak) kentini şenlendirirler (Valehoğlu 2005: 192). Zoraki göç ettirilen Türklerden boşalan köylere Osmanlı Devleti arazisinden davet edilen Ermeni, Rum, Yezidî, Süryanî (Asûrî) gibi Anadolu halkları ile Rusya’dan getirilen Ukraynalı, Malakan, Duhobor gibi milliyetleri sahih olmayan çiftçiler ile Alman ve Estonyalı halklar yerleştirilir (Kırzıoğlu 1997: 363). Bütün bu göçlere rağmen Karapapak Türklerinin nüfusu bu bölgede yine de büyük yekûn teşkil etmiştir. Rusların 1895 yılında Peterburg’da yayımladıkları ünlü Ensiklopediçeskiy Slovar’ın Kars Oblastı (Карсская область) maddesinde verilen bilgilerden bir kısmı şöyledir: Kars Eyaleti’nin, Ardahan, Oltu, Kağızman dahil nüfusu 1 Ocak 1892 tarihi itibariyle 200.868 kişidir. Nüfus yoğunluğu 1 verst karede37 12 kişidir. Ruslar %7, Yunanlar %13,5, Kürtler %15, Ermeniler %21,5, Türkler %24, Karapapaklar %14, Türkmenler %5. Dinî yapılanma ise şöyledir: Ortodoks %14, tarikat mensubu %5, Ermeni-Gregoryen %21, diğer Hırıstiyanlar %0,75, Muslümanlar %53 (Sunnî %46, Şiî %7), Ali-Allah tarikat mensubu %5, Yezidî %1,25. Ruslar genellikle (Molokan, Duhobor, Prıgunı) tarikat mensubudurlar. Yunanlar, Ortodoks’tur. Türkler, Sünnîdirler. Karapapahlar, Sünnî ve kısmen Şiîdir. Türkmenler, Ali-Allah tarikat mensuplarındandır. Kürtler, Sünnî ve kısmen Yezidîdirler. Türklerin arasında çok sık Müslüman Gürcülere rastlanır. Onlar genellikle Posof Çayı havzasında ve Oltu ilçesinin kuzeyinde yerleşmişlerdir (V. M. 1895: 601). Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ın Sovyetleştirilmesi sırasında da Borçalı, Kazak, Şemşeddin Karapapakları çok yıpratılmıştır. Rus, Gürcü ve Ermeni işgal güçleri tarafından bölge defalarca işgal edilmiş, halk defalarca yurdundan yuvasından edilmiştir. Pek çok insan öldürülmüştür.
Karapapak Türklerinin en büyük göç hareketine maruz kaldıkları dönemlerden biri de 1914-1924 dönemi olmuştur. Rus sayımına göre 1892’de Kars’ta 28.121 olan Karapapak nüfusu, yine Rus istatistiklerine göre bütün olumsuzluklara rağmen 1910 yılında 99 köyde 39.000 olmuştur. Ne var ki Birinci Dünya Savaşı yıllarında bölgede Rus ve Ermeniler tarafından yapılan katliamda başta Ardahan Karapapakları olmak üzere Çıldır, Arpaçay ve Kars Karapapakları çok kayıp vermişlerdir. Ruslar, Sarıkamış hareketinde ve daha sonra Kars, Ardahan savaşlarında Osmanlı Ordusu’na yardım ettikleri gerekçesi ile 1915 yılının ilk üç ayında büyük katliam yapmışlardır. 30 Ekim1920’de Kars, 23 Şubat 1921’de de Ardahan ve Çıldır kurtulduktan sonra yapılan Moskova ve Kars antlaşmaları ile bugünkü sınırlar çizilmiştir. Bu yıllarda yani 1920-1921 yıllarında Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’dan birçok Türk tayfası Türkiye’ye gelmiştir. 1921-1924 yıllarında ise mübadele yolu ile aynı ülkelerden 45.000 Türk, Kars’a gelmiştir. Bunlardan 10 bin kadarı, 1922-1923 yıllarında Kars Sovyet Konsolosluğunun gayreti ile geri dönmüştür. Kars’ta kalan 35 bin göçmenin 25 bin kadarı Akbaba, Borçalı ve Karayazı’dan gelen Karapapaklardır (Kırzıoğlu 1972: 21).
10. Osmanlı Ordu ve Güvenlik Güçlerinde Karapapaklar Karapapaklar, çok iyi savaşçı oldukları ve kahramanlığı hayat tarzı hâline getirdikleri için Türk paşalarının yanında zaman zaman birlikte savaştıkları Alman, Rus, Gürcü, Arap ve Fars komutanların da övgü ve takdirini kazanmışlardır. Onların bu üstün yeteneklerinden hakim güçler Tarih boyunca çok faydalanmışlardır. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi onları kendisi ile birlikte savaşa götüren hakanlardan biri Alp Arslan’dır. Sultan Alp Arslan 1048 yılında Pasin (Kaputru/Hasankale) Savaşı’nda Ortodoks-Hıristiyan Bizans ve müttefiki Apkaz-Kartel ordularına karşı Müslüman Kazak-Şemşeddin Karapapaklarını da beraberinde götürmüştür (Kırzıoğlu 1972: 6 vd.). İran ile Rusya arasında yapılan Türkmençay ve Osmanlı ile Rusya arasında yapılan Edirne antlaşmalarının üzerinden çeyrek asır geçmeden Rusya, Balkanlar ile boğazları tamamen kontrol altına almak ve Akdeniz’e ulaşmak için hazırlık yapar. Osmanlı Devletindeki Ortodoks tebaanın haklarını bahane ederek 22 Haziran1853’te Osmanlı Devleti’ne bağlı Eflak ve Buğdan’a girer. Osmanlı Devleti 29 Eylül 1853 günü savaş ilan eder. Abdi Paşa komutasında Türk ordusu Gümrü üzerine yürür. 11 Kasım 1853’te iki koldan saldıran Rus ordusunun, Ahılkelek - Çıldır üzerinden gelen birliklerini ilk önce Kenarbel yakınlarında, Süleyman Bey’in liderliğinde, Karapapak gönüllüleri karşılar. Ardahan’dan gelen Hacı Hüseyin Paşa’nın gönüllüleri ile birlikte büyük kahramanlıklar gösterirler.Ruslar, Kafkas Müslümanlarını yanlarına çekmek için aflar çıkarır, paralar dağıtır. Borçalı ağalarından Daşdemir Ağa Mehemmedoğlu, Osman Kasım Ağa oğlu, Lembelili Ali Süleyman oğlu, Babacan Tanrıverdi Rusların safında yer alır. Bunlara karşılık Borçalı Haşimoğlu, Kazaklı Deli Ağa ve Sulduzlu Gulu Han Borçalı gibi büyük kahraman Karapapaklar, Osmanlı Ordusu saflarında yer alırlar. 39 Rus Generali M. Bogdanoviç’in ‚Ansızın yaptığı hücumları, yırtıcılığı ve araziyi tanıması ile bizim serhat eyaletleri için oldukça tehlikeli idi.‛ (Valehoğlu 2005: 120) diye tanımladığı Borçalı’dan gelip Ruslara karşı savaşan Haşimoğlu, özel birlikleri ile Ruslara çok büyük kayıplar verdirir. Kars savunmasında şehit olur. Generallerin raporlarına ve hatıralarına bakıldığında aylarca kuşatmada tuttuktan sonra 50 bin kişilik ordu ile saldırıya geçen ve 2278 ölü 3823 yaralı vererek büyük bir yenilgiye uğrayan Ruslar, Haşimoğlu’nun ölümünü duyduklarında Kars kalesini almış kadar sevinirler (Valehoğlu 2005: 120 vd.). Ne tesadüf ki (!) pek çok zaman Rus ordusu da Osmanlı ordusu da öncü güçlerini Karapapak Türklerinden teşkil etmişlerdir. Bunun en acı örneği 23 Haziran 1855 günü Ardahan Ahalkelek arasında Çıldır Karapapaklarından oluşan Aslan Paşa’nın 500 kişilik gönüllü süvari alayı ile Rus ordusunun öncü gücü olan Kazak Karapapaklarından oluşan ve başlarında Mansur Ağa Vekilov, Gaçağanlı Süleyman Ağa, Borçalılı Memmedşah Bey Ağa Sultanov, Kazaklı Ali Kerimov, İbrahim Halil Ağa İlyasoğlu gibi ünlü Karapapak bey ve ağalarının bulunduğu 3. Müslüman Süvari alayının savaşmasıdır. General Muravyon bu Karapapak savaşçılar için şunları yazar: ‚Zorla ve tereddütle toplanmış 3. alayın Müslüman süvarileri bu vuruşmada içlerinde akrabalık ve her çeşit bağları olan soydaşları Karapapakların da olduğu dindaşlarının kanını döküp, kendilerinden beklenilmesi mümkün olmayan hizmeti yapıyorlardı.‛ (Valehoğlu 2005: 132). 16 Kasım 1855 günü Kars’ın teslim olmasından sonra Kars ve Erzurum’un paşalığına tayin edilen ve Oltu ile Göle’nin kontrol görevi kendisine verilen Polkovnik Melikov savaş boyunca cesaret ve yiğitliklerine hayran olduğu Karapapaklardan 300 kişiyi yanına almak şartıyla bu görevi üstlenir (Valehoğlu 2008: 9). 40 Talihe bak ki Rus generalini koruyup kollayan da Karapapaklar, Osmanlı Paşası Gazi Ahmet Muhtar Paşa’yı da koruyup esir düşmekten kurtaran Karapapaklar olmuştur (Gazi Ahmed Muhtar Paşa 1996: 215). 1855 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Kars’ın savunmasında büyük kahramanlıklar gösteren bir milis reisi de Çıldır’ın ileri gelenlerinden Aslan Paşa’dır. Aslan Paşa Çıldır ve etraftaki köy ve nahiyelerden topladığı Karapapak gönüllüleri ile Kars savunmasına gelmiş ve büyük kahramanlıklar göstermiştir. Karapapaklar 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda da Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın kumandası altında çok büyük kahramanlıklar göstermişlerdir. Liderleri Mihrali Bey’in kahramanlıkları ve şecaati türkülere, destanlara konu olmuştur (Bala 1977: 330). Bazı Rus kaynaklarına göre 93 Harbi’nde Osmanlı Ordusunun gayri nizamî kıtalarında 12.000 Karapapak askeri görev almıştır (Valehoğlu 2005: 129, 162). Ordu muhabere kâtibi Erzurumlu Mehmed Ârif Bey, ‚Başımıza Gelenler‛ adlı eserinde Orduda görev alan Borçalı Karapapaklarını şöyle tanıtır: ‚Karapapaklara gelince, bunlar Acemlerle Dağıstanlılar arasında hususî bir milliyet gösterirse de, lisanları Azerbaycan Türkçesidir. Kıyafetleri Acem gibidir. Lâkin kalpakları başka türlüdür. Bazısının mezhebi Sünnî bazısınınki Şiî’dir. Bunlar da adı geçen kazalarda iki bin, iki bin beş yüz hâne halkı kadar olabilirler. Gayet yiğit ve cesur bir kavimdir. Pekiyi süvaridirler. Hele at üzerinde silah kullanmakta bunlar kadar usta olanı pek az görülüyor. Nitekim bunlardan Mehrali adında birinin orduyu Hümayuna nasıl hizmetler ettiği ve savaşlarda ne gibi yararlıklar gösterdiği ilerde sırası geldiğinde görülecektir.‛ (Mehmed Ârif: 171). Mehmed Ârif Bey kitabında, Mehrali Bey ve onun komutasında savaşa katılan Karapapak Türklerinin kahramanlıklarından defalarca bahseder. Erzurum’a yönelen Rus kuvvetlerine karşı gönderilen süvarilerden bahsedilirken: ‚Yukarıda kahramanlığından bahsettiğimiz Mehrali Ağa ile onun hususi süvarilerinden bazıları da bunlarla gönderilmiş idi. Çünkü Kambersiz düğün olmaz. Nerede bir tüfek patlasa veya patlamak ihtimali olsa, Mehrali Ağa oraya gönderilir ve onun varlığından büyük büyük hizmetler beklenirdi. Hatta bazı kereler, Mehrali Ağa yaverlik hizmetinde kullanılırdı.‛ (Mehmed Ârif: 881 vd.). Gürcistan’daki Karapapaklar olsun İran’daki ve Türkiye’deki Karapapaklar olsun hemen her savaşta cepheye sürülmüşlerdir. Sair zamanlarda ise çeşitli kolluk kuvvetlerinde görevlendirilmişlerdir. Eski takvimle 1293 yılında olduğu için 93 Harbi denilen 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı’nda, Borçalı-Kazak-Şemşeddin bölgesinden toplanıp Mihrali Bey’in liderliğinde gelip Osmanlı Ordusu saflarında Ruslara karşı savaşan Karapapaklar, savaş boyunca büyük kahramanlıklar gösterirler. Alacadağ bozgununda Türk ordusu Kars’a çekilirken Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın yanında kalan Karapapak Hasan ve Hüseyin kardeşler, Muhtar Paşa’ya yaklaşmakta olan Rus Kazak süvarisinin üzerine saldırıp komutanını öldürüp, diğerlerini geri püskürterek Muhtar Paşa’nın ve Ordugâh dokümanlarının düşman eline geçmesini önlemişlerdir (Mehmed Ârif: 640). Gazi Ahmed Muhtar Paşa da ‚Sergüzeşt-i Hayatım’ın Cild-i Sanisi‛ adlı eserinde bu konuyu anlatırken Karapapak Hasan ve Hüseyin kardeşlerden sitayiş ve takdirle bahsetmektedir (Gazi Ahmed Muhtar Paşa 1996: 215). Rus generalleri de yazdıkları savaş raporlarında ve verdikleri beyanatlarda Mehrali Bey ve süvarilerinin koçaklığını dile getirmişlerdir. General S. O. Kişmişov bir demecinde şöyle demiştir: ‚Türklerin safında çok meşhur bir Karapapak var. Ruslar onu taraflarına çekmeyi çok istemektedir. Onun adı Mehrali’dir. Borçalı’da anadan olmuştur… Yalnız bu Mihrali’ye karşı bütün (Rus) Kazak alaylarını göndermek gerekiyor…‛(Hacılar 2001: 3 vd.). Kars cephesinde Karapapak gönüllülerinin kahramanlık ve fedakârlıklarını, Batum yöresindeki gönüllülerin faaliyetleri (!) ile karşılaştırılınca daha iyi anlaşılmaktadır.41 1877 Nisan ayında Rus ordularının sel gibi Anadolu’ya akmaya başladığı günlerde, sazı elinde halkın önüne geçerek okuduğu koçaklama ve destanlarla onları yüreklendiren, vatan savunmasına çağıran, hainleri, korkakları yeren,kahramanları öven Karapapak kahramanlarından Âşık Şenlik’i de burada anmak gerekmektedir.42 Savaştan sonra bu defa Karapapaklara 1890’da Padişah II. Abdülhamit tarafından bölge halkını Ermeni baskınlarından korumak için kurulan ‚Hamidiye Alayları‛nda görev verilir. Eleşkirt’te kurulan, 400 süvari 150 piyadeden oluşan 550 kişilik ‚6. Hamidiye Alayı‛; Tutak-Karakilise’de kurulan, 300 süvari 200 piyadeden oluşan 500 kişilik ‚7. Hamidiye Alayı‛ ile Sivas bölgesinde kurulan ve 275 süvari, 500 piyadeden oluşan 775 kişilik ‚40. Hamidiye Alayı‛ ekseriyetle 1877-1878 Türk-Rus Savaşı’nda Kafkas cephesinden dönen Karapapak Türklerinden teşekkül eder (Avyarov 1995: Ek 5, 6, 37). Ne hazindir ki 1905 yılında Yemen Savaşı patlak verince Mehrali Bey ve alayı Yemen Cephesi’ne gönderilecek ve geri dönemeyeceklerdir. Karapapakların hemen her savaşta cepheye sürülmeleri, sulh zamanında da çeşitli kolluk kuvvetlerinde görevlendirilmeleri sebebiyle nüfusları normal seyrinde artmamıştır. Ayrıca Kars, Ardahan ve kısa süreliğine de olsa Erzurum’un Ruslar tarafından işgal edilmesi sebebiyle Karapapakların bir kısmı Anadolu’nun iç şehirlerine göçmek mecburiyetinde kalmıştır.
Sonuç ve Öneriler
 Karapapaklar, Kıpçak boyunun bir alt uruğudur. Kıpçaklar, Kafkasya’nın Daryal ve Derbend geçitlerinden aşarak Kafkaslara inmişlerdir. Yerleştikleri yerlere ‚Borçalı‛, ‚Kazak‛ adlarını verdikleri gibi kara kuzu derisinden papak/kalpak giydikleri için de ‚Karapapak‛ adı ile anılır olmuşlardır. Karapapakların hayvancılıkla uğraşan ve genellikle yaylak ve kışlaklarda göçebe olarak yaşayan kesimine Terekeme adı verilmiştir. Ayrıca Karapapak, Terekeme, Kazaklı, Borçalı, Sulduzlu adları birbirlerinin sinonimi olarak da kullanılmaktadır. Karapapaklar çeşitli dönemlerde Azerbaycan, Gürcistan ve İran Türk devlet veya hanedanları yanında büyük güç odakları olmakla birlikte kendilerine has hanlık, sultanlık şeklinde devletleri de olmuştur. Borçalı’da kurulan ‚Borçalı Sultanlığı‛ ile Kazak-Şemşeddin bölgesinde kurulan ‚Kazak-Şemşeddin Hanlığı‛ Karapapaklar tarafından kurulan yönetimlerdir. Kafkaslardan ve Kafkas ötesinden Anadolu’ya ve İran coğrafyasına tarih boyunca bilhassa son iki yüz yıl içerisinde çeşitli sebeplerle Türk veya akraba tayfalar gelmiştir. Anadolu’ya gelen Türk tayfalarından biri Karapapaklardır. Onların Anadolu’ya ve İran coğrafyasına kitlesel göçleri 18. yüzyılın sonlarında başlamış, Türk-Rus savaşlarıyla eş zamanlı olarak devam etmiştir. Karapapak tayfalarının kitlesel göçleri 1807, 1854-1855, 1878-1881, 1914-1924 yıllarında gerçekleşmiştir. Bunların öncesinde ve sonrasında perakende göçler ve geçişler de olmuştur. Komünist Moskova yönetiminin yönlendirmesi ve bölgesel yönetimlerin uygulaması ile Kafkasyadaki Karapapaklar ve yurtları, 1929’da Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan arasında paylaşılmıştır. Kazak ili Azerbaycan’da kalırken, Dilican bölgesi Ermenistan’a, Borçalı’nın büyük bir kısmı ise Gürcistan’a verilmiştir. Karapapakların ekseriyetinin yerleşik bulunduğu Kafkasya, 19. yüzyılda iki defa İran-Rusya, dört defa da Osmanlı-Rusya arasında yapılan savaşa sahne olmuştur. Bu bölge 1807-1920 yılları arasında yani 113 yıl içinde 8 defa Ruslar, 4 defa da Ermeniler tarafından işgal edilip, yağmalanıp, yakılmıştır. Karapapaklar cephelere sürülmeye, göçmeye, yurtlarını terk etmeye mecbur edilmiştir. Bu durum onların nüfuslarının artmasını devamlı engellemiştir. Alan araştırması yoluyla yaptığımız tespitlere göre günümüzde Karapapaklar toplu olarak beş ülkede yerleşiktirler. Bu topluluktan biri Gürcistan’ın kadim Türk yurdu olan Borçalı bölgesinde, ikinci topluluk Azerbaycan’ın batısında bulunan ve Karapapakların eski yurtlarından olan Ahıstafa, Kazak-Şemşeddin bölgesinde; üçüncü topluluk İran coğrafyasının Sulduz bölgesinde sakindir. Dördüncü topluluk, Kazakistan'da bulunmaktadır. Kazakistan'da bulunan Karapapak/Terekemeler, Ahıska Türklerinin kadim yurdu Ahıska'nın Ahılkelek ve köylerinde meskûn iken Moskova yönetimi tarafından 1944 yılında Ahıska Türkleri ile birlikte sürgün edilmişlerdir. Ahıska Türkleri, Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan'a yerleştirilirken, Karapapak/Terekemelerin tamamına yakını Kazakistan’ın Kentav, Türkistan, Çimkent, Sayram, Ordabas, Badam, Sarağaç, Türkübas, Lenger, Almatı ve Dalgar köy ve şehirlerine yerleştirilir. Beşinci topluluk ise Türkiye’de, çoğu Kars, Ardahan olmak üzere, Iğdır, Ağrı, Muş-Bulanık, Sivas, Tokat, Amasya, Adana şehir ve köylerinde yerleşiktirler. Bu beş topluluk yanında Gürcistan’ın başkenti Tiflis; Azerbaycan’ın başkenti Bakü; İran’ın Urmiye, Tebriz; Özbekistan'ın Fergana; Türkiye’nin İstanbul, Ankara, Bursa gibi büyük şehirlerinde ‚Karapapaklar‛, ‚Terekemeler‛ ‚Kazaklılar‛, ‚Sulduzlular‛ adları altında kümeler hâlinde bulunmaktadırlar. Tespit ettiğimiz diğer bir husus, Rus yönetimleri, Kafkasya’da Türklerin çoğunlukta olmasından daima rahatsızlık duymuştur. Bunun için bu bölgeyi halklar cümbüşü hâline getirmek ve Hıristiyan unsurları çoğunluk yapmak için her türlü uygulamayı mubah saymıştır. Bir yandan bölgenin nüfuzlu, itibarlı,varlıklı Müslüman/Türklerini Sibiryalara sürerek, bir yandan insanlık dışı uygulamalarla on binlerce Türk insanını katlederek, bir yandan da Türk Müslümanları paralı/zorunlu asker yapıp her savaşta cephelere sürerek nüfus ve güçlerini düşürmeye çalışmış, diğer yandan Türkiye’den, İran’dan başta Ermeniler olmak üzere çeşitli Hıristiyan tayfaları götürüp Kafkasya’nın stratejik yerlerine yerleştirip, özel imtiyazlar tanıyıp korumaya almış, nüfuslarının azalmaması için savaşlarda cepheye sürmemişlerdir. Karapapaklar her savaşta cepheye sürülmüştür. 93 Harbinde olduğu gibi pek çok savaşta, doğu Anadolu’da bulunan çeşitli kavim ve aşiretlerin şeyhlerine ve keşişlerine müracaat edildiği hâlde savaşa asker vermezlerken Karapapaklar 12 bin kişi ile Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın ordusunda, hem de öncü kuvvet olarak yer almışlardır. Türk Dünyasının huzur ve mutluluğu elbette ki birlikten geçmektedir. Aynı soydan, aynı boydan olmak birliktelik için yeterli değildir. Türk boyları, tayfaları, toplulukları ve Türk Devletleri kendilerini ve birbirlerini çok iyi bilip tanımalıdır. Aksi hâlde bilgisiz ve bilinçsiz kalan Türk tayfa veya toplulukları saflarını yanlış seçip veya seçtirilip hem ‚ok‛ hem ‚hedef‛ olabilmektedir. Her Türk, boyunu, tayfasını, uruğunu ve soyunu bilmelidir. Başka bir ifade ile her bir Türk tayfası soyadının Türk olduğunu ve Türk dünyasının, hatta İslâm âleminin huzur ve mutluluğunun Türk birliği ile mümkün olacağını anlamalıdır. Her Karapapak, Terekeme, Borçalı, Kazaklı, Sulduzlu soyadının Türk olduğunu asla unutmamalıdır.
KAYNAKÇA ‚
Hazâ-el Kitabu El-Müsemma Behurûb’ül Hesen‛ (Hasan Han’ın Muharebeleri Adlanan Kitap) El Yazması, Hicrî Rebiülevvel 1285/Ağustos 1868. ACE (Azerbaycan Sovét Ensiklopédiyası) 1978, C. II, Bakı. ACE (Azerbaycan Sovét Ensiklopédiyası) 1979, C. III, Bakı. ACE (Azerbaycan Sovét Ensiklopédiyası) 1986, IX, Bakı. AKYÜZ, Jülide (2008), Göç Yollarında; Kafkaslardan Anadolu’ya Göç Hareketleri, Bilig Dergisi, S. 46, Ankara. ARAT, Reşid Rahmeti (1977), ‚Kıpçak‛, İslâm Ansiklopedisi, MEB Yay., C. 6, İstanbul. ARAT, Reşid Rahmeti (1997), ‚Kara-Kalpaklar‛, İslâm Ansiklopedisi, MEB Yay., C. 6, İstanbul. ASLAN, Cahit (2006), Bir Soykırımın Adı 1864 Büyük Çerkes Sürgünü, Uluslar arası Suçlar ve Tarih, Asam Yay., S. 1, Ankara. AVYAROV (1995), Osmanlı Rus ve İran Savaşlarında Kürtler (1801-1900), Çev. Muhammed Varlı, Sipan Yay., Ankara. AYGÜN, Necmettin (2007), Kafkasya'da Rus-Osmanlı Mücadelesi ve Kars Dolaylarında Sınır İhlalleri-1826, Cumhuriyet Tarihi Araştırma Dergisi, S. 6, Ankara. AYKUN, İbrahim (2002) Paskeviç ve Şark Seraskerliği ile İlişkileri, Türkler, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara. AZAMATOV, Danil D. (2002), Orenburg Müslüman Ruhanî Meclisi ve Çarlık Ordusunda Türkler, çev. Barış Öngel, Türkler, Yeni Türkiye Yayınları, C. 18, Ankara. Azerbaycan Dilinin İzahlı Lüğeti, Élm Neşriyyeti, Bakı 1987


ATAMIZ

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam49
Toplam Ziyaret297378
Hava Durumu
AVRASYA TÜRK DERNEKLERİ FEDERASYONU
TEREKEME KARAPAPAK TÜRKLERİ KÜLTÜR VE SANAT DERNEĞİ
FACEBOOK